Currently Browsing: Defne’den

Adı tatil. İçeriği? Çok karışık çok!

Güney ve ben hiç 5 yıldızlı otel insanı değiliz, değildik. 2 gün orada, 1 gün burada, genelde sokakta, otel dediğin yatacak yer, temiz olsun, biraz eli yüzü düzgün olsun yetercilerdendik. Üniversite zamanında yurtdışına gittiğimizde 20 günde 10 şehir gezmişliğimizin yerini büyüyünce 1 haftada Kaş-Fethiye-Dalyan turları almıştı.

Doğurduğum güne kadar “Oooo, çocuk dediğin yürüyene kadar saksıda bitki, yürüyünce de tutarsın elinden pıtır pıtır gelir yanında, Arcachon’da ‘dune’ a da gideriz, Biarritz de denize de gireriz, Saklıkent de bağla sırtına vur kendini kanyona” ekolünün en güçlü savunucusuydum. Tatile nereye mi gittik? Antalya Voyage Sorgun! 14 aylık minik bir çılgınla cesaret edemedim-k. Hadi açık konuş! Yemedi! :) )

Defne’nin 2. uçak yolculuğu.. İlk deneyimi Defne’yle başbaşa yaşayıp, cengaverler gibi atlattıktan sonra, bu defa içim çok rahatı çook! Yanımda “Ay Defne’yle ilk uçak yolculuğum, bir ilki daha beraber yaşayacağız.” romantizminde Güney vardı hem de. Yazık dedim, kocam üzülmesin dedim, başına geleceklerden hiç bahsetmedim! O Anadolu Jet koltuklarının önündeki pigmelerin bacaklarına göre tasarlanmış 10 cm boşluğa, bir çift bacak, bir sırt çantası, çeşit çeşit oyuncak, suluk, koltuk arkası tepsisi ve bir Defne nasıl sığar, 50 dakikalık sürede oraya kaç kere iner çıkar döner yatar kendisi deneyimlesin dedim. Ay bu çocuk oralara sığamıyor kucağımda ayakta dursun dediğinde, ön koltuktakilerin kafasına dokunup dokunup döndüklerinde Cee diye kahkaha atmaca oyununu kendi öğrensin dedim. İndiğimizde Güney artık pek romantik değildi. Hiç acımadım:)

Voyage Sorgun.. Güzel bir çam ormanının içinde club odası dedikleri bir çeşit bungalovlarda kaldık. Düz ayak olması, otelin kalabalığından uzak ve sessiz olması, ağaçların gölgesinde serin olması gibi bir sürü artısı vardı. Kendimize aferin.

Eşyaları odaya attık, karınlar aç hadi yemeğe dedik. Ve, açık büfe çılgınlığı! Yüzlerce insan durmadan hareket ederken, patırtı, gürültü, karmaşa varken, Defne yerinde durur, mama sandalyesinde oturur mu? Asla! 7 gün hiç oturmadı! Gerçekten hiç! Biz babaanne-dede destekli gitmiştik neyseki tatile de babaanne-dede yemeğini bitirip Defne’yi onlara satınca, sanki hiiiç çocuklu bir çift değiliz, pek genç pek romantiğiz havalarında ‘bir tabakta 10 çeşit yemeğin ne işi var, açık büfe diye soya soslu noodle’la mantı da aynı anda yenmez ki!’ temalı tabaklarımızla başbaşa yedik akşam yemeklerimizi.

Kural 1: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğini açık büfeli koca restorana götürme!

Açık büfeden akıllanıp rezervasyonlu restoranlara terfi ettiğimizde, bir tabakta on çeşit havasından çıkıp, şık kıyafetlerimiz ve bu akşam Meksika restoranında yiyeceğiz hayatım havalarıyla gayet cool’duk! Ay şarabım Rose olsun, buz gibi olursa sevinirim, öyle olmazsa içemiyorum da, bu güzel kız mı, evet benim, ay çok mu tatlı, teşekkürler -gurur, şımarma- , tabi tabi oturur mama sandalyesinde, evde öyle alıştırdık, elbisesi de çok mu havalı, evet öyle, aaa inmek mi istiyor, yok artık daha yeni geldik, ay koşuyor, mutfağa daldı, Güney sıra sende, iki taco hop ağıza, Tuba sıra sende, Rose şarap artık soğuk değil mi boşverin garson bey, siz bana bir kola getirin, en sıradanından, hatta, bir zahmet Defne’yi de elinden tutup yanınızda götürür müsünüz, iki fajita yiyeceğiz şurada.

Kural 2: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğini, şık elbise giydi, saçına da toka takmana izin verdi, şık restorana da gitti diye değişecek sanma!

Rezeryasyonlu restoran olayına,  Rum tavernasında elimize verdikleri tefleri Defne sıra sıra boynuna dizince son noktayı koyduk!

Kural 3: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğine ortamda tef varsa mutlaka ver, 5 dakika kadar mama sandalyesinde oyalanabilir! Kafasına geçirirse ayrıca tatlı olur, o da sana bonus!

Ve tatilimizin ana gayesi -tabi yemekten sonra!- deniz, havuz, su oyunları.. Evde banyodan çıkarınca 15 dakika bağıran, ağlayan, susturmak ve giyinik haliyle tekrar banyoya girmesine engel olmak için türlü oyunlar yaptığımız kızımıza su konusunda güvenimiz tamdı. Zaten daha 3 aylıkken denize de havuza da girmişti, pek de sevmişti. Zaten anası olacak kadınla babası olacak adamın su mottosu ‘Ellerinden buruşmadan sudan çıkmak yok!’ E kız da bize benzeyecek, kime benzesin. Hadi o zaman gelsin suya şapşaplar, gitsin hanimiş Defne’nin suyun içindeki papikleri, balık mı olmuş onlar oyunları! Sanmıştık, çok yanılmışız. İlk 2 gün suyun kenarında gezdi gezdi de elini ayağını dokunmadı, dokununca ciyağı bastı, bizim ıslatma çabalarımızla, yapışan saçlarıyla yağmurdan ıslanmış yavru kediler gibi pustu, tırnak gösterdi. 2 gün sonra ikna oldu da sudan çıkmak istemeyen çocuğunu bağırtarak çıkarmaya çalışan normal aile moduna geçtik. Çok şükür.

Kural 4: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğinine her zaman güvenme, günü gününe uymayabilir, zaten garanti de vermemişti.

Uyku. En korktuğumuz konuydu. Evde bizi görünce her haftasonu uyumayacağım çılgınlığı yaşayan Defne, 7 gün beraber olunca ne yapacaktı? Hiç uyumayacak mıydı, yoksa her gün görünce bir numarası yokmuş, anne-baba dediğin de bir çeşit normal insanmış diye vurup kafayı yatacak mıydı? Bııııp cevap veriyorum: Bilmiyorum. Uyku saatlerinde babaanneye bırakıp kaçtık. Sonra gelsin havuz keyfi, gitsin çılgın partiler! 10′da uykun gelmiş olabilir, parti de yeni başlıyor olabilir, olsun yine de gitti ya!

Kural 5: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğinle tatile gideceksen, aileden birilerini yada arkadaşlarını sizinle gelmesi için kandır;)

Akşamları mini disco diye birşey vardı. 50 tane bıdığın sahnede, bağırışıp, çığlık atıp, koşturup, dans etme kisvesi altında kudurduğu bir ortam. 1 metre boy ortalamasının arasında gözüne 1.60 mışlık çocuk desen çocuk değil, o ne acaba diyeceğin biri mi çarptı? Yok canım sahnede ne işim var? Benim kızım sahneye kendi çıkıp pıtı pıtı dansını 50 çocukla birlikte kendisi yapar. Yorulunca da sahneden kendi iner, mini disco daha bitmedi ben niye gidiyorum diye de ortalığı birbirine katmaz!

Kural 6: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğin varsa asla asla deme!

Hani kızı babaanneye bıraktın, hani akşam eğlenmeye diye çıktın ya daha gece tam başlamamış, biraz sağda solda takılalım dedin ya, dur şurada amfitiyatronun basamaklarında oturalım azıcık, ayy Defne az önce nasıl da dansediyordu sahnede, noluyor, gündüz kurabiye yapan çocuklara ödül mü dağıtılıyor, Sasha sahneye, hani alkış, Joshua sahneye, hani alkış, niye alkışlamıyor kimse, ayy yazık üzülüyor bak çocuklar, bari biz alkışlayalım, Hande sahneye, ohh alkış, Cem sahneye, gelsin alkış derken, yanımızdaki 8 yaşında çocuğun annesine biz burada ödül alacak mıyız, hayır, o zaman niye seyrediyoruz bu zırvaları, sahile gidelim de Cirquba Tropicana’yı seyredelim sesiyle bir kendimize gelir gibi olduk! Ama kalan 20 çocuğu da alkışlamadan içimize sinmedi! Cirquba Tropicana’nın salsacı kızları da yarım saat bekleyiversin canım..

Kural 7: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğin varsa o uyurken -yada en azından öyle varsayarken- bile senin için artık çok geç, anaç ruhunuz -evet Güney’in ki de, hatta belki senden bile çok- bünyenizi çoktan kaplamış, şaşırma!

Hayvanları çok severim. Hep Defne de sevsin istedim. Kedilerle oynasın, köpeklerle yuvarlansın, kaplumbağa beslesin. Otelde bir kedi gördük Defne en tatlı sesiyle ‘Ayyy’ diye şaşırıp sevindi ona koştu. İşte bu benim kızım! Sonra bir daha. Olsun koşsun, ben de tutar elinden koşarım. Bir daha. Çocuk canım koşacak tabi. Ne çok kedi varmış bu arada. Bir daha. Ama yoruldum. Bir daha. Defne yeter. Bir daha. Ayyy! Ama Defne’nin en tatlı sesiyle değil, benim artık bayılacağım sesimle! Ohh karıncaları gördü, oturdu yere. İki dakika mola. O ağzına attığın karınca mı? Ayyyy!!

Kural 7: Yürüyen yada yürümeye yakın çılgın bebeğin varsa birşey dilerken detay ver, kızım hayvanları sevsin ama mesela yalnızca yanına gelenleri, kızım hayvanları sevsin ama yemesin, mesela karıncaları.

Sonuç? Fiziksel olarak dinlendim mi? Hayır. Hatta HAYIR. Ama çok güldüm, bol bol öptüm, sarıldım, kokladım, kudurdum, şımardım, şaşırdım, kızdım, bağırdım, yüzdüm, eğlendim.

Hani gitmeden sormuştum ya, çocukla tatil mi bal o kaymak o diyerek dönecek miyim diye. Evet, bal o kaymak o, ama tatil değil o!

Oh işe geldik de dinlendik be!

 

 

 

Defne 14 aylık! Veee tatil yolcusu..

 

Çok hızlı, çok yoğun, çok karmaşık bir hafta…Geçti gitti. Güzel şeyler oldu. İşle ilgili… Bizle ilgili…

İtalyan bir firmayla bayilik anlaşması gibi birşey yaptık.

Defne’yi büyüttük, 14 aylık yaptık…

 

 

Yürümeyi, 2 tane azı diş, bir tane süt diş çıkarmayı, değişik yemekler, meyveler denemeyi, bıdır bıdır konuşup, anne, baba, gel, al, git, ver ve geri kalan herşey için ıhh demeyi, beğendiği kıyafetleri giyip, beğenmediklerini itmeyi, pipetle birşeyler içmeyi öğrenmeyi, kaydırağın en tepesinden aşağı kadar tek başına kaymayı, üstüste iki akşam anne-babasız uyumayı, bebeklerini eee eeee diye uyutmayı, hepsini kaşıkla besleyip, pipetle su içirmeyi, koltuğa tek başına tırmanarak çıkıp, tek başına inmeyi bu son aya sığdırdı Defne.

 

 

Hepimiz bir tatili haketmemiş miyiz? Etmişiz.

Bir hafta tatildeyiz. Denizle ilk tanışma değil bu. Ama kovasını, küreğini, mayosunu kapıp, bavulunu yapıp gideceği ilk otel tatili.

Heyecean, telaş, daha şimdiden yorgunluk, merak, mutluluk. Hepsi bir arada…Bize şans dileyin.

Çocukla tatil mi?! Ne var onda canııım? Bal o, kaymak o, sürekli adrenalin, koşturmaca ama çok keyifli birşey o. Diyerek dönelim.

Hadi. lütfen:))

 

Öp lütfen! Günde 1 kez.

Buğulu sesli psikolog teyzeye soruyor, aşırı düzgün Türkçe konuşan, karşılıklı konuştuğu teyzeye söz vermek için ondan 3. tekil şahıs gibi bahsedip ’Buyursunlar efendim’ diyen amca: Kaç türlü sevgi vardır? Aşk nedir? Tutku farklı birşey midir? Karşılıksız sevgi, sevgilerin en güzeli midir? Dinleyip yorum yapmak isteyenler, kendi büyük aydınlanmalarını tüm dünyayla ve dolayısıyla biz fanilerle de paylaşmak adına telefon ediyorlar. Efenim, sevgi dediğin çeşit çeşit, anamızı babamızı, yeri gelir kocamızı -tabi ki böyle demiyorlar; eşimizi- vatanımızı severiz, aşk dediğin geçicidir, tutku dediğin zaten gençlik illeti, hemencecik geçiverir, boşver onu, ama baaak sevgilerin en güzeli, en karşılık beklemeden olanı evlat sevgisidir. Psikolog teyze de ballandırdıkça ballandırıyor. Elbette en güzel sevgi karşılık beklemeden olandır, karşılık beklenene sevgi denir mi ki zaten, evlat sevgisi de bunun en güzel örneğidir diye.

Tamam evlat sevgisi hiç birşeye benzemiyor, tamam her anne evladını karşılık beklemeksizin fütursuzca seviyor, da ben bu sabah itibariyle farkettim ki karşılık bekliyormuşum ya. Sabah 5.20′de çığlıklarla uyanmak. Sakinleştirmek yarım saat. Tekrar uyutmaya çalışmak yarım saat. Başarılı olduktan sonra uykuyu devam ettirme süresi 10 dakika. Tekrar çığlıklar 5 dakika. Gibi bir çılgınlık silsilesinden sonra saat 6.45 te koltukta yanımda oturan Defne birden davranıp kendi isteğiyle kucağıma çıkıp oturdu. Başını boynuma gömdü. Sakince. 5 dakika. O an dünyada en sevdiği insan bendim. Güney değildi. Lupi değildi. Shela değildi. Bisikleti değildi. Bendim. Kesindi. Emindim. O beş dakika daha da mı birçok sevdim Defne’yi? Sanki. Azıcık daha fazla.

Bir kere de öpmüştü ya beni, tek bir kere. Şap diye. Sulu sulu. O zaman da mı azıcık daha fazlaydı? Eh. Sanki.

İtiraf. Deliler gibi seviyorum. Ne yaparsa yapsın manyakça seviyorum. Alıp tekrar içime sokacak kadar seviyorum. Ama o da beni severse, üstüne bir de gösterirse sevdiğini… İşte o zaman uçuyorum!

Defne, o buğulu sesli psikolog teyze ne derse desin, evlat sevgisi karşılıksız sevgi desin, karşılık beklersen sevgi olmaz desin, sen beni çok sev! Ve bunu çok göster. Sarıl. Boynuma sokul. Öpülmekten hemen sıkılma. Sen de öp. Değer buna. Gerçekten bak:)

Buğulu sesli teyzeyle, aşırı düzgün Türkçeli amca nerden mi çıktı? TRT Fm’den. TRT Fm nerden çıktı? Bolu-Ankara yolundan. Joy Fm çekiyordu da biz mi dinlemedik! E tabi serde 30 yaş üstü Türk insanı olmak da var. Tahsildaroğlu peynirlerinin reklam müziğine eşlik edip, nostaljik görünümlü radyo kazanmak için son harfle kelime türetme oyununa da katıldım mı tamamdır! Neyse bir 10 yılım daha vardır heralde. Vardır dimi? Heralde?

 

23 yaşındayım ben, duydun mu? 23!

Cumartesi akşam aylar aylar sonra hatta belki de yıllar sonra bir konsere gittin. Zaz konserine. Hani sokaklarda şarkı söylerken keşfedilen Fransız kız var ya işte o. En son ne zaman konsere gittiğini düşündün. Galiba 2 yıl önce. Duman konserine. Defne yoktu. Hatta Güney bile yoktu. Askerdeydi.

Akşam 7 ‘de kapılar açılacaktı. Gidip yüzlerce insanla birlikte sıraya girdin. Yırtık kotun, salaş tshirtün vardı üstünde, sırtında sırt çantan. Yanındaki kocan değil sevgilindi. Arkadaşların vardı. Kapıdaki görevliler 18 yaşından küçük mü diye bazılarını durdurup kimlik soruyorlardı. Sana sormadılar. Olsun 18 değildin belki ama 23′tün o gece. Bazılarının yaşının küçük olduğunu nasıl anlıyorlar diye merak ettin, çok büyük görünseler de . Kesin kaz ayağı bölgesine bakıyorlardı. Olay oradaydı. Çizgi varsa geç, yoksa kimlik göster! Saatlerce sıra bekledin. Olsun. Dedikodu vardı, şımarıklık vardı, gülüşmeler vardı. Güneş vardı. İçeri girerken sıralar karıştı, birşeyler oldu, bir şekilde yüzlerce kişinin önüne geçip içeride buldun kendini. Genç olmak zaten kahkahalar arasında çaktırmadan sıraya kaynak yapmak değil miydi?

Evet evet kesinlikle 23 yaşındaydın. Defne doğmamıştı. Evlenmemiştin bile. Kaz ayağı çizgileri? Güneş gözlüğü diye birşey var canım.

Konser çim amfideydi. Ne o yere sermek için örtü mü çıktı sırt çantandan, bakkaldan alınmış ucuz bira yerine? Olabilir, yer soğuk çeker. Çocuğun olmaz sonra. Ser örtüyü. Esmeye mi başladı birden. Şu öndeki kız her tarafı delikli tshirtü ve el kadar şortuyla üşümüyor mu? Olsun giy sen montunu. Onu annesi küçükten alıştırmış soğuğa. Sen alışık değilsin. Defne ne mi yaptı bu arada? Yok artık, daha yeni geldin, düşünmeye başlamak için çok erken. Defne’yi bırakacak kimsen yok ya akşamları, Defnesiz çıkmaya alışık değilsin. Olabilir. Bugün 23 yaşındasın.

Konser başladı. Fransızca da ne zor dilmiş arkadaş, bir türlü eşlik edemiyorsun. Arabada CD’den çalışıp gelmiştin oysa. Sahnedeki ne tatlı kız. Sesi güzel. Değişik bir dansı var. O dans Defne’nin pıtıpıtı dansına mı benziyor? Evet kesinlikle. Telefona bakıyorsun elinde olmadan, arayan yok. Gitarist sahneye çıkıyor. Komik birşeyler yapıyor. Güneeey Defne olsa buna çok gülerdi, dimi? Evet, çok gülerdi. Uyudu mu acaba? El yine telefonda. 18liklerin kafasında yanıp sönen kulaklar var taç gibi. Güneeey biz de alalım mı? Sen de mi takacaksın? Hayır Defne’ye götüreceğim. O 2 sıra önünüzde 4 aylık bir bebek mi var? Yok artık! Huysuzlandı biraz. Pusetini getirdi annesi. Uyudu şimdi. Sen niye Defne 4 aylıkken götürmedin konsere. Cesaretin mi yoktu? Hayır cesaretten değil bu. Hem 4 aylık bebeğin konserde işi ne? Rahatsız da görünmüyor ama. Kulaklık mı var acaba? Sen yeterince rahat bir anne değil misin yoksa? Yok canım rahatsın. Değil misin yoksa? Ohooo bu konulara nasıl geldin? Bak Zaz ne diyor. Bağır diyor, çığlık at, içindeki hayvanı uyandır diyor. Hadi bağır! Defne olsa bağırma kısmında çok mu eğlenirdi Güneey? Evet, canım. Naptı ki acaba? Telefonlara kaçamak bir bakış daha.

Babetli ayakların çok mu üşüdü? Sırt çantanda çorap mı var? Daha neler? Neyse getirmişssin giy bari. Babetin içine mi? Evet. Karanlıkta kimse görmez zaten.

Konserin sonu geldi. Eblouie par la nuit’i yi de söylemedi zaten. Halbuki en çok onu seviyordunuz.

G: Defne’yi özledin di mi?

T: Evet. Sen?

G: Ben de çok özledim.

T: 26 Eylül de de Goran Bregoviç geliyormuş. Defne’yi de getirsek. Kesin çok sever. Hem biraz daha büyümüş olur.

G: Olur.

23 yaşında mıydın o gece ? Anne değildin. Hatta evli bile değildin.

Saat de 11′i geçmiş. Uykun mu geldi?

Eve dönünce Defne’nin yanında kim yatacak kavgası mı yapıyorsunuz yoksa? Yok artık!

Karnınız acıkınca yemek için çantanda soyulmuş salatalık, ekmek arası ev köftesi getirmedin ya hala şansın var. Anne olmuşsun çoktan da hala biraz acemisin. 23 değilsin ama 40 da değilsin canım. 31.

Bir dahaki konser Pepee konseri olmasın da!

Bir yıldız mı doğuyor?

Daha hazırlık sınıfındayken ses düzenini  bozduğum için korodan atılmış bir insanım ben. Hani ortaokuldan önce okunan hazırlık sınıfında. Minicik bir çocukken. Sözleri sadece “Zumgaligaligali zumgaligali” olan bir şarkıyı üç sesli söylemeye çalışan grupta, o üç sesten hiç birine de uyamadığım için! Müzik öğretmenim! Vicdansız kadın! Daha 10 yaşındaydım!

Ortaokul ve lisede okul birincisi olma manyaklığında bir insandım. Aynı müzik öğretmeni. Aynı vicdansız kadın. Tüm derslerim süper de ya müzik dersinden 3 alırsam 4 alırsam nolacak deliliğiyle yaşadım ben. Sadece şarkı söylemiyor blok flüt de çalıyorduk. Ya da onlar çalıyordu ben akıllara zarar bir ses çıkarabiliyordum sadece. Sonunda annem babam bana bir “org” aldı. Literatürdeki adı bu mudur bilmiyorum ama bir “org”um olmuştu. Çok da yetenek gerektirmiyordu. Boyum kadardı, sürekli serviste unutup her salı servisçi Ahmet Abi’ye ulaşmaya çalışıyordum ve o zamanlar cep telefonu yoktu! Yine de iyi kötü çalabiliyordum. İstiklal Marşı’nı çalıp, 5 bile almıştım. Yetmez mi?

Bir de Lullaby’ın Almanca’sını düzgün söylemediğim günler vardı ki müzik öğretmenim en sonunda sen sadece orgla çal demişti! Neyseki beni seven, araya giren, matematik, fizik öğretmenlerim ve torpil diye birşey vardı.

Daha 2 sene önce Fırat (Defne’nin amcası) müzik aletlerini akord etmek için kullanılan br aletle çıkageldi. Kendi sesimizde de denemeye karar verdik. Ben Dooooo dediğimde alet Sooool dediğimi iddaa ediyordu. Tüm ailenin dalga konusu oldum. Neyseki evlenmiştim artık çok geçti!

Bu arada en büyük hayalim şöyle binlerce insanın dolu olduğu bir yerde sahneye çıkmak, gözlerimi kapatıp ışıkların altında bağırarak şarkı söylemek oldu yıllarca. İronik değil mi?

Pek sanatsal bir kişilik değildim galiba. Mimar oldum ama sonunda. Sayılır mı?

Bütün bunları niye anlattım? Dün gece Defne ilk defa piyanoyla tanıştı. Tuşlarına dokunup, ses çıkarmaktan çok mutlu oldu. İçimden bu yönü bana benzemese dedim. İlk defa. Tüm bana benzesin hırslarıma yenik düşüp. Benzemez di mi?

Hayır okul birincisi de olmadım…

 

Follow

Get every new post on this blog delivered to your Inbox.

Join other followers: