Çocuk da yaparım, kariyer de ama günübirlik yolculuk asla!

Geçen haftasonundan biz neler umduk neler? Bizim kız koca kız oldu, arabada anakucağını ondan sevmiyor, hele bir oto koltuğu olsun neler yapar neler, gelsin oyunlar gitsin uykular dedik. Bizim kız koca kız oldu, Bolu’lara da gider, babaannesiyle de kalır, gezer de tozar da, anneyi babayı aramaz dedik. Ohoo, artık cemre düştü, o kadarcık kardan birşey olmaz, tutmaz zaten, hadi yollara düşelim dedik. Bolu’dan İstanbul 3 saatçik yol, sabah gider akşam geliriz, nolcak ya dedik. Havalara girdik, şenlendik. Sonuç mu? Az sonra:)

Defne 4 aylıkken işe döndüm ben. Ama çok şükür ki kendi işimiz olduğundan ve ev işe çok yakın olduğundan (bir asansör mesafesi) Defne’yle hiç uzun ayrı kalmadık. Emzirmeye de çıktım yanına, özledim azıcık sevip geleyim diye de. Tam ohh çocuk da yaparım kariyer de havalarındaydım ama böyle şartlarda çalışırken çocuk da yapmaya ne var kariyer yapmaya da durumundaymışım da haberim yokmuş! Bu haftasonu işimizle ilgili bir fuar için İstanbul’a gitmeye karar verdik. Defne’yi Bolu’da babaannesine bırakıp sabah gidecek akşam o uyumadan da dönecektik. Plana bak plana! De hesaba katmadığımız bir şey vardı. Benim migrenim var be!

Hadi başa. Defne’ye ne zamandır bir araba koltuğu alacaktık. Arabada ana kucağında durmamak için elinden geleni yapıyordu, biz de durdurmak için. Araba koltuğuyla ilgili de öyle hayallerimiz vardı ki, öne dönük oturunca, çevresini görünce Defne büyülenecekti, pencereden dışarıyı izleyip izleyip, sonra “Anne emziği ver de az uyuyalım, ağaçlara kuşlara baka baka uykum geldi” diyecekti. Gülücükler saçarak uyanacak, eline bir kitap alıp okuyacak, Joy Fm’deki müziklere eşlik edecekti:) Birşeye sahip olmanın hayalini kurmak ona sahip olmaktan daha keyifli ya erteleyip duruyorduk araba koltuğunu. Rüya haftasonunda tüm rüyalar gerçek olsun sloganıyla, gittik aldık bir araba koltuğu.

 

 

Nasıl rüya gibi değil mi? Değil! İlk on dakika çok mutluydu Defne, dışarılara baktı. Kuşlar, evler, ağaçlar…Ohhh, keyif. Sonra ki 10 dakika baktı ki yine kuşlar, evler, ağaçlar, boş vaatlerle kandırıldığını anladı, özüne döndü! Mız mız mız, cız cız cız, emzik tut emzik at, tekrar mız mız mız, cız cız cız sonrasında başımı kucağına koydum, söylenerek ve saçlarımı yolarak bir zahmet uyudu. Joy Fm mi? Boşver, yolda çekmiyordu zaten..

 

 

Cemre düşmüştü, kar tutmazdı. Mart gelmişti. Değil mi? Hani?

 

 

Geldik Bolu’ya, gittik hemen Biber’e. Ailecek verdik kendimizi yemeğe. Gelsin yemekler, gitsin tatlılar, ohh Defne de zaten dışarı sever, kalabalık sever, biz da rahat ederiz, keyfimize bakarız derken baktık bizim ki yine vız vız vız, mız mız mız. Şunu mu istiyor, bunu mu verelim, niye huysuzlanıyor, neye bakıyor derken, anladık ki Defne az saçlı insan sevmiyor! Yanyana gelmiş bir az saçlı müşteri ve bir az saçlı garsona ise hiç tahammülü yok! Bakınız son fotoğraf:)

Ertesi gün sabah erkenden düştük yola. Gittik İstanbul’a. İstanbul’a gitmek birşey değil de, fuar taaa Beylikdüzü’nde. Saat 11. Köprüye bile gelemiyoruz trafikten. Dura kalka gittik fuara. Gezdik, dolaştık, görüştük, konuştuk, vakitlice çıkalım, geç olmadan dönelim kızın yanına dedik. Fakat heyhat, İstanbul’daydık, cumaydı, akşam oluyordu. Trafikti, yorgunluktu, yoldu derken bana başladılar soldan soldan gelmeye. Beklenen son, migrenim tuttu. 3 saatlik yol 15 dakikada bir ihtiyaç molalarıyla (ihtiyacın ne olduğunu burada anlatmaya gerek yok sanırım!) oldu mu sana İstanbul-Kars yolu.

 

 

Köprüden geçerken her Anadolu çocuğu gibi “İstanbul sen mi büyüksün ben mi?” diye sormayı ihmal etmedik. Cevap vermedi!

Bu haftasonundan çıkan ders:

1. Bizim kız koca kız olmamış.

2. Çocuk da yaparım kariyer de ama bir daha günübirlik yolculuk mu? Töbe.

 

 

Follow

Get every new post on this blog delivered to your Inbox.

Join other followers: