Hayda bre!

Tarih 31 Aralık’ken 1 Ocak’a dönünce pek birşey olmuyor ben de farkındayım. Ama, bu sefer valla baştan başlıyorum, bu sene kesin iyi şeyler olacak içime doğuyor, silkinip kendime geliyorum, tamam ya bu yıl artık o adımı atıyorum demeden de hayat geçmiyor ki be. Ben öyle eski yılda şunları yaptım yapamadım, yeni yılda illa şunları yapacağım listeleri yapmayı sevmiyorum. Yapamadıklarım yüzünden kendime gıcık olmayayım, yaptıklarım yüzünden de havalara girmeyeyim diye. (2011′de Defne’yi yaptım diye azıcık havalara girmiş olabilirim, o sayılmaz:))Sadece her yeni yıldan yeni birşeyler ummayı seviyorum.

2012′de gönlünden ne geçiyorsa o olsun! İsteyenin yeni bir işi, evi, arabası olsun, isteyen hayalindeki tatile gitsin, isteyen özlediklerine kavuşsun. İsteyenin de bizim gibi bir Defne’si olsun:)

Yeni yılınız kutlu olsun:))

Alın bir de size ”Defne 2012′ye nasıl hazırlanır?” fotoromanı:

Defne, yeni yılın geldiğini ve evde olacağını öğrenince ne yapsak diye düşünmeye başladı.

Aklına bir fikir geldi.

Hemen hazırlıklara başladı.

Yeni yıl borusunu öttürdü.

Ve parti başlasın:)))

 

10 kusurlu hareket

Ben genel olarak söylenici bir insanım. Şunu yapmam, bunu etmem, aaa böyle yapanı hiç takdir etmem diye atıp tutmayı da pek severim. Gıcık bir insan gibi duruyor olabilirim ama kalbim temiz! Anne olmadan önce kendim hayatta yapmam, yapandan da hazzetmem dediğim 10 kusurlu hareketi bizzat kendim yaparken yakalıyorum. Hayır, gurur duymuyorum.

İşte 10 kusurlu anne hareketi(m):

1. Çocuğunun yaptığı şeylerden “biz” yaptık diye bahseden anne: Arkadaşım senin kişiliğin yok mu, daha önemlisi o çocuğun kişiliği yok mu, kakanızı beraber mi yaptınız? diye söylenirken eskiden, kendimi, “Babamız, bugün çorbamızı hiç içmedik.” derken yakalıyorum. Ama valla çok değil,  bir kaç kere:)

2. Çocuğuna “annecim” diye hitap eden anne: Arkadaşım sen mi annesin çocuk mu, ne diye annecim diyorsun diye söylenirdim. Bunu sıkça söylüyor olabilirim, zira yeğenim Kaan, Defne’ye “abicim” diyor. Böyle söylemek garip ama senden öğrendim de diyor:)

3. Çocuğuna “bir kaşık daha” diye ısrar eden anne: Ablacım çocuk aç olsa yer, bir rahat bırak veledi yaa, diye söylenirken, “Hadi annecim, bak bu son.” diye Defne’nin ağzına kaşık tepiştiriyorum. Farkedince utanıyorum ama.

4. Çocuğunun sürekli üşüdüğüne inanıp giydirmeye çalışan anne: Hakkımı yemeyin, sürekli “Üşüyor mu nan bu çocuk” diye tetikteyim ama iki kat penyeden daha kalın giydirmedim şu ana kadar. Tamam, biraz Güney’den korkuyor da olabilirim:)

5. Çocuğuna hijyenik ortam hazırlamaya kasan anne: Bu kusurlu hareketi terketmiş bulunuyorum, artık yere düşen herşeyi üfleyip geri veriyoruz Defne’ye. Ama zamanında biraz yaptığım için itiraf ediyorum.

6. Çocuğuna emzik veren anne anne: “Aaa hayatta emzik vermem, hem zararlı, hem de ne o öyle, tak emziği sustur çocuğu.” diye söylenirdim, Defne 1 haftalıkken emzik verip “Bu emzik ne güzel şeymiş nan.” derken buldum kendimi.

7. Çocuğunu sallayarak uyutan anne: Defne doğmadan filmlerdeki gibi bir hayat vardı hayalimde. Bebeğini öpe koklaya odasına götüren anne, yatağına yatırır, küçükse ninni söyler, büyükse kitap okur, ışığı kapatıp, iyi geceler der, velet uyur zannediyordum. Sallayarak uyutanlara da çocuğunu şımartan anne görüyordum. Hata! Şurda bahsetmiştim. Defne’yi önce kucakta, sonra ayakta, sonra da beşikte sallayarak uyuttum.

8. Sürekli çocuğundan bahseden anne: “Yaa iyisin hoşşun da bir senin çocuğun mu var be güzelim” diye söylenirken, işte karşınızda ben. Saatlerce uyku, yemek, kaka üçgeninden bahsedebilirim! Bahsediyorum da ama neyseki iyi kötü benim de sağduyum var, yakalayınca durduruyorum kendimi.

9. En muhteşem kendi çocuğu olduğuna inanan anne: Benim çocuğum çok akıllı, fena yetenekli, süper sporcu vs vs diyen annelere, “tamam herkesin yavrusu kendine iyi güzel de, yavaş gel be tatlım” derken içimden, şimdi Defne oyuncağı doğru yerinden tutup salladı diye ileride Nobel alacağına, güzel bir gülücük attı diye Türkiye güzeli olacağına inanıyorum. Daha ne diyeyim:)

10 tane de yokmuş! Daha varsa yüzüme söyleyin, arkamdan söylenmeyin!

Bu vesileyle Defne’den önce arkasından atıp tuttuğum annelerin bir kısmından özür diler (hepsinden değil ama bazılarından), tükürdüklerimi afiyetle yalar yutarım:)

Not: Yukarıdaki fotoğrafın konuyla alakası ne ola ki diye düşünüyorsanız; ben ne yazarsam yazayım, Defne’nin fotoğraflarının prim yaptığını biliyor, tribünlere oynuyorum:)

 

Rudolf The Red Nose*

Eve bir geyik gelir. Defne durumdan işkillenir. Önce bakışırlar. Sonra kucaklaşırlar. Kanları ısınır. Kaynaşırlar. Defne “Daha?” der.

Eve bir ağaç gelir. Defne işkillenir. Önce bakışırlar. Sonra kaynaşamazlar. Anne süsler, Defne bozar. Anne yine süsler, Defne yine bozar. Kafası çalışan anne, çantadan şapka, şapkadan Defne çıkarır. İşlem tamamdır.

Bir ne gerek varcı huysuz baba, bir Krismis hallerine hevesli gazlı anne, bir elli böcük bebekle bizim evdeki yeni yıl durumları budur!

*Rudolf The Red Nose kim ki ola diyene özel not: Kendisi Noel Baba’nın geyiği olup, türlü şarkılara konu olmuştur:)

Demedi demeyin!

Baştan uyarayım, bu yazının içinde bolca süt, meme, emzirme lafı geçecektir. Yeni anne babaları, ya da anne baba olacakları daha çok ilgilendirir. Ana baba değilim, olmaya da niyetim yok ama, bir çeşit deliyim, her konuda fikir sahibi olmak isterim derseniz, buyrun buradan yakın! Yok hiçbiri değilseniz, bu seferlik okumayı burada bırakın, beni ne demeye bunlara maruz bıraktın demeyin, mesuliyet kabul etmem:)

Aayy biyolojik saatim geldi, mahalle baskısı oluştu, canım yeni heyecanlar istiyor, hayatım renklensin, ooo evliliğim 5. yılını doldurdu, oydu buydu rahat battı derken, çocuk sahibi olmaya karar veriyorsun. Hamile kalıyorsun. Pek havalardasın. İçinde bir mucize büyüyor diye, mucizeyi kendin sanıp gerim gerim gerinerek geziyorsun. Arada sıkıntılar yaşansa da keyifli bir hamilelik geçiriyorsun. Herşeyini hazır edip bebeği bekliyorsun. Emzirmek mi? Onda ne var canım? Bütün Hollywood romantik komedilerinde gördün ya kadın bağıra çağıra, kocasıyla didişe didişe doğuma gider, doktor nefes ver, nefes ver derken bir avazda doğuruverir bebeğini. Çocuğu sarıp sarmalayıp verirler kucağına, o az önce didiştiği de kocası da gelir yanlarına, bir sevgi yumağı olurlar. Zaten doğuştan 4 aylık olan bebek de başlar cok cok cok emmeye. De, o sadece filmlerde oluyor be güzelim benden söylemesi!

Bebecik çıkmış rahat rahat yattığı karnından, huysuz mutsuz, gözünün biri açık biri kapalı. Sen çıkmıssın doğumdan durum aynı, gözünün biri açık biri kapalı. El kadar bebek, ağzı ne ki memeyi bulsun, güzelce emsin. Hadi buldu emdi, mide dediğin bilye kadar. Hemen dolmuyor ama hemen boşalıyor.

Senin yıllardır göğüs diye bildiğin şey artık meme. Toplumca ellenebilir, süt var mı diye yoklanabilir. O süt de, olsa bile, bizim toplumda hep yoktur, hep yetmiyordur, bebek ondan ağlıyordur. İlk bir ay tamamen yapışık yaşıyorsun bebeğinle. Sırtın ağrıyor, memelerin yara oluyor, gözlerin aynı noktaya boş boş bakmaktan şaşı oluyor. Ama zamanla alışıyorsun, keyif almaya başlıyorsun.

Yani demem o ki, anneyle bebeğin birbirlerinin gözlerinde hülyalara daldığı mutlu emzirme sahneleri var ama hemen değil. Zaman istiyor, öğrenmek istiyor. Hemşire bana bebek günde 18 defaya kadar emebilir, hem emme seansı 1 saat sürebilir demişti hamileyken. Ben de bölmüş, çarpmış, böyle matematik olmaz diyerek silmiş atmıştım o bilgiyi. Haklıymış. Siz siz olun başta beklentiyi yüksek tutmayın.

Emzirmek şahane, süt mucizevi, elinizden geleni yapın, stres olmadan mümkün olduğunca emzirmeye çalışın bebeğinizi. Ama olmuyorsa da kendinizi mahvetmeyin. Siz elinizden geleni yaptınız olmadı, boşverin, daha bunun ilgisi var, şefkati var, süt dışında beslenmesi var, eğitimi var.

Sevgili Zeynep Ersöz Leileo markasının sahibi. Leileo hamileler, emziren anneler ve bebekler için sağlıklı, organik kumaşlardan giysi ve aksesuarların bulunduğu bir marka. Kendisi aynı zamanda Emzirme Reformu gönüllüsü. Zeynep, Leileo’nun sitesinde Annelerden Sütlü Tarifler adı altında emziren annelerin iyi-kötü tüm deneyimlerini yeni annelerle paylaşmalarını sağlıyor. Bu hafta biz de oradaydık. Okumak isteyene…

Bu sütlü, memeli, emzirmeli yazı nereden çıktı derseniz, işte oradan:))

Anne baba ne dinliyordu? (v3)

Hani ODTÜ’nün bahar şenliklerinde stadyum konserlerine giderdik ya, hani yaşımız 3 ile başlamazken, hatta erken 20 lerdeyken, amcalar teyzeler de gelirdi o konserlere. Biz bağıra çağıra eşlik ederken ve dans ederken, hele de bir rock konseriyse, burun kıvırırdık o amca ve teyzelere, “Arkadaşım rock konserine de gelmeyiver, hadi geldin dans etmeyiver.” diye.

Kaldı şurada 15 sene. Stadyumda öne geriye sallanmak suretiyle dans ettiğini sanan, 18liklerden daha 18lik (olduğunu varsayan!) bir adamla kadın görürseniz, işte o Güney’le benim:) Defne nerde mi? En ergen haliyle “Yaa şurda bari rahat bırakın, siz Duman dinleyecek yaşta mısınız? Gidin bari uzakta sallanın!” diye homurdanarak stadyumun öbür ucunda…

Seviyoruz Duman’ı napalım. Helal olsun.

Toplam 4 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234
Follow

Get every new post on this blog delivered to your Inbox.

Join other followers: